Çocuk ve Şiddet

Çocuk ve Şiddet

Çocuklar toplumların temelidir. Bu nedenle çok iyi bakılıp, özenle yetiştirilmeleri gerekir.

Çocukların bedensel ve duygusal gelişmelerini etkileyen faktörlerin başında onlara karşı uygulanan şiddet, suistimal ve ihmal gelmektedir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun hazırladığı 54 maddelik uluslararası bir yasa niteliğinde olan “Çocuk Hakları Sözleşmesi” 1994 yılında Türkiye tarafından da kabul edilmiştir. Bu sözleşmeye göre devletler

  • Çocuğu anne-babanın ya da çocuğun bakımından sorumlu başka kişilerin her türlü kötü muamelesinden (bedensel ya da zihinsel saldırı, ırza geçme dahil her türlü istismar, ihmal ve kötü muamele) korumak, çocuğun istismarını önlemek ve bu tür davranışlara maruz kalan çocukların tedavisini amaçlayan sosyal programlar hazırlamakla (Madde 19)
  • Çocukların gelişimlerini ve büyümelerini olumsuz etkileyecek işlerden ve ekonomik sömürülmeden korunmakla (Madde 32)
  • Çocukları fuhuş ve pornografi dahil, her türlü cinsel istismar ve sömürüden korumakla (Madde 34)
  • Çocukları işkence veya diğer zalimce insanlık dışı ve aşağılayıcı ceza veya muameleye karşı korumakla (Madde 37)
  • Çocukları silahlı çatışmaların dışında tutmakla ve onları savaşın etkilerinden korunmakla (Madde 38)
  • Silahlı çatışma mağduru olan çocukların beden ve ruh sağlıklarının korunmakla veya rehabilite edilmelerini ve toplumla bütünleşebilmelerini sağlamakla (Madde 39) yükümlüdür.

Savaşlardan en çok etkilenenler çocuklardır. Günümüzde ülkeler arasındaki savaşların yerini büyük ölçüde daha yerel ölçekteki, ülke içindeki düşmanlıklara dayalı ya da etnik temelli çatışmalar almıştır. Önceleri savaşlardaki ölümler savaş meydanlarında olurken, 1990’den beri meydana gelen silahlı çatışmalarda ölen 3,6 milyon kişiden %90’ı sivil halktandır; bunların yarısına yakınını çocuklar oluşturmaktadır.

Silahlı çatışmalar arttıkça milyonlarca çocuk çatışmaların parçaladığı aileler ve toplumlarda yaşamak zorunda kalmaktadır. Yüz binlerce çocuk, bu çatışmalarda silâhaltına alınmış, çatışmalarda ön saflara sürülmüş, her türlü vahşete tanık olmuş, savaş suçu işlemek zorunda kalmış, başka yerlere göçe zorlanmış; cinsel şiddet, istismar ve sömürü ile karşılaşmıştır.

Ülkemizde şiddetin bir “terbiye” biçimi olarak algılanması, bunun hem aile içinde hem de kamusal yaşamda meşru olarak görülmesi; şiddetin hem tekrarlamasına hem de gizlenmesine yol açmaktadır. Sözde “terbiye” adı altında çocuklar dayak yemekte, bodrum gibi karanlık odaya kapatılmakta, yakılmakta, ağızlarına biber sürülmekte, aç bırakılmakta, azarlanmakta, aşağılanmaktadır. Evinden kaçan çocukların yarıya yakını evdeki dayaktan yakınmaktadır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada 14 yaşın üstünde olanların neredeyse dörtte üçü çocukluğunda dayak yedikleri belirlenmiştir.

Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı’nın yaptığı bir çalışmaya göre ülkemizde ailelerin üçte birinde aile içinde fiziksel şiddet vardır. Şiddet uygulanan hanelerin dörtte üçünde çocukların şiddete tanık oldukları saptanmıştır. Bu çocukların şiddet sonrası korku, anne-babayı sevmeme, içine kapanma, saldırganlık şeklinde tepki verdikleri gözlenmiştir. Aile içi şiddet sosyoekonomik düzeyin düşüklüğü, kadının işinin olmaması, alkol bağımlılığı, hanedeki birey sayısının fazla olması ve eşlerin toplam eğitim düzeyinin düşüklüğü ile arttığı gözlenmiştir.

Çocukların hayatında şiddet sadece sağlıklarını değil, her açıdan gelişimlerini etkilemektedir. Çocuk ve adolesanlarda şiddet sosyal uyum azlığı, antisosyal davranışlar, okul devamlılığında azalma, dikkat azlığı, okul başarısında düşüklük, riskli davranışlar, başkalarına şiddet gösterme, düşük benlik saygısı, güvensizlik, okula gitmeye korkma, yeme bozuklukları, sağlık problemleri, alkol ve madde bağımlılığı, intihar girişimi, huzursuzluk, depresyon, hatalı cinsel seçimler (erken cinsel ilişki, fahişelik, birden fazla cinsel eş), kendine zarar verme, suç işleme ve hatta ölüm ile sonuçlanmaktadır.

Sonuç olarak, şiddet küçük yaşta aile içinde öğrenilmekte; şiddet şiddeti doğurmaktadır. Kocasından dayak yiyen kadınlar çocuklarını (özellikle erkek çocuklarını) daha fazla dövmektedir. Çocukluğunda şiddetle karşılaşanlar, büyüdüklerinde şiddet uygulamaktadır. Katillerin neredeyse hepsi çocukken aile içi şiddetle karşılaşmışlardır. Bu nedenle şiddet yalnız bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir sorundur.

Kendilerine yönelik fiziksel ya da duygusal bir saldırı olmasa bile çocukların şiddetle tanışmaları televizyon yoluyla olmaktadır. Ülkemizde bir kişi yaşadığı her beş saatten birini, uyku dışındaki her üç saatten birini televizyon izleyerek geçirmektedir. Çocukların üçte biri televizyonu ailelerinin yanında izlememekte, yarısından fazlası izleyeceği programı kendi seçmektedir.

Türk televizyonlarında, şiddet ve saldırganlık sıklığı dünya televizyonları ile aynı düzeydedir. Ülkemizde 1995 yılında yapılan bir çalışmada bir haftalık programlarda yer alan olguların üçte ikisinin az ya da çok bir şiddet eylemi içerdiği gösterilmiştir. Bunların üçte birinde şiddet eylemi suç kapsamı içindedir. Ülkemizde şiddeti en açık haliyle görsel bir malzeme haline getiren “reality show”lar en fazla 12-19 yaş grubu tarafından izlenmektedir. Çocukların televizyon izleyebileceği saatlerde şiddet kullanmaya özendirici programlar yayınlanmakta, şiddet görüntülerin daha çok yabancı film ve çizgi filmde yoğunlaştığı ve bu görüntülerin çocukları çok fazla etkilediği bildirilmektedir.

Televizyonlarda şiddet görsel ve işitsel olarak; silahlı çatışma, trafik kazası, çarpışan taşıtlar, kan, ceset, tabut, yaralı ve acı çeken insan görüntüsü ile taş ve sopayla vurma, patlayan bombalarla sunulmaktadır. Dizilerde bol miktarda aile içi şiddet, kan davası, organize suçlar, savaş gösterilmektedir. Haber, spor, hatta müzik programlarında bile şiddet vardır. Haberde yayınların üçte birinden fazlasında şiddet olağan ya da haklı gösterilmektedir. Şiddet içeriği açısından yazılı medya da televizyonla yarışmaktadır.

Bugüne kadar yapılan çalışmalarda televizyonda şiddet içerikli programları izleyen çocuklarda saldırgan davranışların arttığı saptanmıştır. Çocukken televizyon şiddeti ile karşılaşan çocukların erişkin döneminde suç teşkil eden şiddet uyguladıkları gösterilmiştir. Çocuklar televizyondan şiddet içeren tutumları ve davranışları öğrenmekte; gerçek yaşamdaki şiddete karşı duyarsız duruma gelmekte; “şiddet kurbanı olma” korkusu gelişmekte; şiddet içeren televizyon programlarını seyreden çocukların şiddet uygulayan karakterlerle kendilerini özleştirmeleri ve bu karakterler gibi davranmalarına neden olmaktadır.

Medyada sunulan şiddetin etkisinin azaltılması için ne yapabiliriz?

  • Anne ve babanın çocukları için bir model olması gerektiği belirtilmelidir. Anne ve baba da televizyon izleme sürelerini kısıtlamalıdır. Çocukların günde iki saatten az televizyon seyretmeleri önerilmektedir.
  • Anne ve babalar izlenecek programları önceden seçmelidir. Seçilen program bittiğinde televizyon kapatılmalıdır.
  • Çocuğun odasında televizyon bulunmamalıdır.
  • Anne-babalar çocuklarına kendi hayatları ve toplumsal değerleri ile televizyon dünyası arasındaki farkı öğrenmelerinde yardımcı olabilmek için çocukları ile birlikte televizyon izlemelidirler.
  • Çocuklar için hazırlanmış video ve CD’ler incelenerek alınmalıdır. Müzik programları ile kliplerin de uygunsuz şiddet, çarpık cinsellik, sigara, alkol ve ilaç kullanımı görüntüleri içerebilecekleri unutulmamalıdır.
  • Medyanın yerine başka seçenekler sunulmalıdır; kitap okumak, hobi edinmek, spor yapmak, müzik aleti çalmak, aile ve arkadaşlarla sosyal faaliyetlerde bulunmak gibi.
  • İki yaşın altındaki çocuklarda televizyonun bebek bakıcısı olarak kullanılmasının erken beyin gelişimine zararlı etkisi olabileceği anlatılmalıdır. Bebeklerin beyin gelişimi için konuşma, oyun, şarkı söyleme ve beraber kitap okumak gereklidir.
  • Medyada çocuk gelişimine zararlı etkisi olacak bir program görüldüğünde mutlaka RTÜK’e bildirilmelidir.
  • Çocuk programları, aile eğlence programları ve çizgi film aralarında gösterilen reklâmların da şiddet, tüketim sömürüsü, cinsel istismar içermemesi sağlanmalıdır.
  • Televizyon programlarındaki şiddet oranlarının önceden belirtilerek ailenin izlemeden önce programdaki şiddet miktarından haberdar olması sağlanabilir.
  • Televizyonda şiddet eylemlerinin cazip gösterilmesi, nedensiz şiddet sahneleri, aşırı kanlı sahneler, çocukların taklit edebileceği tehlikeli kavga sahneleri, çocuk programlarında problemlerin çözümünde uzlaşma yerine gösterilen kavga sahneleri, çocukların şiddet kurbanı olarak gösterildiği sahneler, çocukların televizyon izlediği saatlerde cinsellik ve şiddetin kullanıldığı sahneler, hayvan istismarının gösterilmesi yasaklanmalıdır.

Ülkemizde özellikle çocuklara yönelik şiddeti önlemeye yönelik programlar aşağıdaki konuları içermelidir

  • Ailelerdeki şiddetin nedenlerinin araştırılması ve önleyici programlar geliştirilmelidir.
  • Riskli ailelerde çocukların şiddetle karşılaşmaları önlenmelidir.
  • Çocukların şiddetten korunmasını sağlayan okul programları yapılmalıdır.,
  • Şiddete karşıtı ve şiddete mücadele yöntemlerini içeren multimedya eğitim kampanyaları düzenlenmelidir.
  • Okullarda eğiticilere şiddeti önlemeye yönelik hizmet içi eğitim programları düzenlenmelidir.
  • Okul öncesi eğitim yaygınlaştırılmalıdır.
  • Özellikle kız çocukların eğitimlerine önem verilmelidir.

Hepsinden önemlisi toplum çocuğa yönelik şiddet, istismar ve ihmale karşı duyarlı hale getirilmelidir. Bu amaçla dünya çapında başlatılan hareketlerden birisi “Mavi Kurdele Kampanyası” dır. Bu hareket 1989 yılında ABD’de Bonnie Finney adındaki bir kadının kızının erkek arkadaşı tarafından dövülerek öldürülen üç yaşındaki torununun anısına arabasına mavi bir kurdele takmasıyla başlamış ve giderek yayılmıştır. Mavi rengin seçilmesinin nedeni dövülen çocukların vücutlarındaki çürükleri hatırlatması nedeniyledir.

“Çocuk İstismar ve İhmali Konusunda Duyarlılığın Sembolü” olan bu kurdeleyi takan kişi; çocukların şiddetten korunması gerektiğinin bilincinde olunduğunu, toplum içinde bu konuda yapılan bütün çalışmaları maddi veya manevi olarak desteklendiğini açıklamaktadır.

Önümüzdeki günlerde AIDS ile savaşanların taktıkları “kırmızı kurdele” gibi, çocukların şiddetten korunması savaşını verenlerin yakalarına “mavi kurdele” takacaklarına şahit olacağız. Türkiye Milli Pediatri Derneği olarak ülkemizde başlattığımız bu “Mavi Kurdele Kampanyası” na toplumumuzun her kesiminden destek geleceğine inanıyoruz.

Prof. Dr. Murat Yurdakök
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Neonatoloji Bilim Dalı Başkanı

Bu yazıyı paylaş:

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir