Ergenlik Çağı

Ergenlik Çağı

Tıp dünyasının yenidoğanın ne fetüs ne de çocuk olduğunu kavrayabilmesi ancak 20. yüzyılın son çeyreğinde mümkün olmuştur. Bu 25 yıl içerisinde yapılan çalışmalar yeni doğanın bedensel, ruhsal ve danışsal bakımdan kendine özgü bir canlı olduğunu kavramamızı sağlamıştır. Bu birikim dünyanın ve ülkemizin değişik yerlerine yenidoğan merkezlerinin kurularak yenidoğan ölüm ve sakatlıklarını hızla azaltmıştır. Örneğin ülkemizde 1960’lı yıllarda bin canlı doğumda 160’ı birinci ayını görmeden ölürken 2000’li yıllarda bu sayı 20 civarına düşmüştür.

Ne yazık ki insanlık yeni bir yüzyıla girdiği halde tıp dünyası da dahil olmak üzere ergenlik çağının önemi yeterince kavranamamış, bu konuda kapsamlı çalışmalar yapılamamıştır. Son birkaç yıl içerisinde Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF’in katkıları ile değişik kıtalarda o kıtalardaki ülkelerin ergenlik çağındaki çocuklarının özelliklerini ve sorunlarını ele alan organizasyonlara gidilerek çalışmalar başlatılmıştır. Halen Güney Amerika, Afrika, Avrupa, Avusturalya ve Okyanusya’da bütün kıta ülkelerini içeren programlar ve çalışmalar yapılmaktadır.

Başlıktan da anlaşılacağı üzere “ne çocuk, ne erişkin” olan ergenlik çağı insanı kendine has anatomisi, fizyolojisi, ruhsal yapısı ve davranışı olan bir kişiliktir.

Çocukluğumda seyrettiğim kurt adam filmleri vardı. Aynı belirli zamanında, adam birdenbire bilinmeyen bir gücün etkisiyle değişerek tırnakları ve kılları uzar, kontrol edilemeyen bir saldırganlık kazanırdı. Güneşin ilk ışıkları ile birlikte” aydınlıkta” adam uysal sıradan kişiliğine kavuşurdu.

Zaman zaman ailelerin, öğretmenlerin ve hatta doktorların yavaş yavaş tüylenen, göğüsleri ya da cinsel organları büyüyen, daha önce aynı sırada koşup oynadıkları karşı cinsten olanlara başka gözle bakmaya başlayan ve daha saldırgan olan ergenlere bakışlarını, benim çocukluğumdaki kurt adama olan bakışlarıma benzetiyorum.

Şimdi ya kadarki birikimlerimiz gerek doğal, gerek toplumsal olayları, değişiklikleri anlayıp çözümlemenin bize onları yönlendirmede büyük bir güç sağladığını göstermiştir. Sanıyorum ki o çağdaki bedensel, ruhsal ve davranışsal değişiklikleri anlayıp bunun evrensel ve yöresel boyutlarını kavrayabilirsek ergenleri daha iyi anlayabilir; ergen-erişkin-toplum çatışmalarını en aza indirebiliriz.

Kuşkusuz “ergenlik” döneminin evrensel özellikleri var; her şeyden önce kişiler bu dönemde çok kırılgan olurlar, bu kırılganlık sadece ruhsal düzeyde olmayıp bütün bedensel dengelerde görülür. Onun içindir ki ergenlerde dünyanın her yerinde:

  • Kronik hastalıkların morbiditesi fazladır.
  • Üreme sağlığı bakımından önemli sorunlar yaşarlar.
  • Madde (ilaç-içki) alışkanlıkları kolay gelişir ve yerleşir.
  • Önemli beslenme bozuklukları görülür (Obeziteden kaşeksi nevrozaya kadar).
  • Kaza ve yaralanmaların en sık görüldüğü yaş grubudur (Agresif, silahlı-silahsız dövüşmeye yatkındırlar).
  • Depresif ve intihar eğilimi yüksek bir dönemdir.

Bu evrensel taslağa ülkemiz ergenlerinin özelliklerini ve sorunlarını entegre edebilmek için ilgili kişiler evdeki ebeveynlerden başlayarak öğretmenler, doktorlar, belediyeler, parlamento, hükümet ve özellikle “Sivil Toplum Kuruluşları” kendilerini hazırlamalıdır. Bu hazırlanma, bilgilenme, örgütlenme, yetki ve sorumluluk düzeyinde olmalıdır.

Bu çocuklarla (pek çocuğa benzemeseler de “Çocuk Hakları Beyannamesi”nin 1. maddesi: “Ben bir çocuğum 18 yaşına kadar vazgeçilmez haklarım vardır” diye başlıyor) ilk anne-baba, sonra öğretmen ve doktorları ile karşılaşacağına göre, önce bunların kendilerini bu değişime hazırlamaları ve örgütlenmeleri gerekir.

Türkiye’nin sağlık hizmetlerinin örgütlenmesinde birinci basamak hizmetleri pratisyen hekimlere bırakılmıştır. Bu nedenle ergen sağlığı da pratisyen hekimlerin temel görevleri arasındadır.

Tıp fakültelerinde öğrenciler de buna göre eğitilmeli, pratik hayatta da buna göre örgütlenmeli ve kendini geliştirmelidir. Pratisyen hekimler dört temel hizmeti ergenlere verebilmelidir:

  • Onları profesyonel yaşama ayak uyduracak şekilde geliştirmek
  • Onların psiko-sosyal ve fizyolojik sağlıklarını korumak
  • Sağlıklı davranışlar ve hayat şekli seçmeye yönlendirmek
  • Üreme sağlığı ve seksüel yaşama hazırlamak

Bütün bu hizmetleri verebilmek için pratisyen hekimler önce kendi içlerinde iş bölümü yaparak örgütlenmeli, bu örgütlenmeyi sürdürürken konuyla ilgili sivil ve resmi kuruluşlarla işbirliğini de sağlamaya çalışmalıdır.

Bu aşamadan sonra eğer olası ise kişiyi bebekliğinden beri izleyen çocuk hekimi devreye girmeli ve gerekli görürse adolesan konusunda daha bilgili ve deneyimli meslektaşından yardım istemelidir. Bu elekten geçen daha az sayıda adolesanın, özel poliklinik yeri olan (diğer çocuklarla birlikte değil) ekip halinde çalışan (psikolog, psikiyatr, nörolog, jinekolog v.b.) sorunu genelde aile içinde çözmeye çalışan ancak gerektiğinde yatırarak gözlem altında tutabilecek yeri olan bir merkeze ihtiyacı olacaktır.

Her şeyden önce “Adolesan”a adolesan öğretilmelidir. Kendi sorunlarını bilen kişilerin öğretmenlerini, ebeveynlerini ve doktorlarını anlamaları kuşkusuz daha kolay olacaktır.

Hepimiz unutmamalıyız ki “ergen sağlığı” yalnızca anne-babanın, öğretmenin, doktorun görevi olmayıp bütün toplumun görevidir. Çünkü “ergen sağlığı”, gelecek toplumun sağlığı demektir.

Prof. Dr. Özdemir İlter

11 Ekim 2015 yılında kaybettiğimiz hocamızı rahmetle anıyoruz.

Bu yazıyı paylaş:

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

twenty − nineteen =

İlginizi çekebilecek diğer yazılar

Bebekle Uçak Yolculuğu
Çocuklarda Beslenme Alışkanlığının Düzenlenmesi
Çocuk ve Boşanma
Koksaki ve El Ayak Ağız Hastalığı
Ir arriba